Adana’da çalıştığı fabrika Sasa’dan çıktıktan sonra sendikaya giderken faşistler tarafından katledilen ilerici kadın işçi Meryem Karakız 1954 yılında Adana’da doğdu. Ölümünün ardından Kadınların Sesi’nin 61. sayısında yayınlanan yazıda İKD üyesi Meryem’in kendi yaşamöyküsüne şu şekilde yer verilmişti:

“Ben Adana’nın bir köyünde doğdum. 10 kardeştik. Ne ekecek toprak, ne de çalışacak bir yer vardı. Adana’ya göç ettik. Babam ihtiyar ve hasta idi. Kardeşlerim ve ben okuyorduk. Şehir ise insanı yutuyor. Çalışırsan yaşarsın. Ve ben işe girdim. Çok sevdiğim okulu ise terk ettim. 11 yaşındaydım. Yaşımı büyütüp Güney Sanayine girdim. Teksif Sendikası’ndan DİSK’e geçmek istiyorduk, işten atıldım. Sonra Tekel’e oradan da Sümer’e girdim. Sümer’den de DİSK’e geçmek istediğimiz için atıldım. Ve tekelci kodamanların fabrikası SASA’ya girdim.
Birgün işten geldiğimde ‘kardeşini maocular ·vurdu’ dediler. Kalbim kinle doluverdi. Mutlaka kardeşimi vuranı öldürmeliydim. O zaman yanımda bulunan İKD’li arkadaşlar bana bireysel hareketlerin yanlışlığını açıkladılar. ‘Bütün ölülerimizin öcü alınacaktır, bu da UDC’nin gerçekleşmesiyle olacaktır’ dediler. Ve ben kardeşimin bayrağını bıraktığı yerden aldım. Şimdi, mücadelemi bütün zorluklara rağmen yılmadan sürdürüyorum.” [1]
26 yaşında bizden koparılan Meryem, işçi arkadaşları arasında çok sevilen ve genç yaşına rağmen çalışkanlığı ve mücadeleci kişiliğinden dolayı çok saygı duyulan birisiydi. Özellikle hamile işçi arkadaşlarına yardımcı olmaya çalışır, onlarla özel olarak ilgilenirdi. [2] 10 yıldan uzun süredir işçi olarak çalışan Meryem, altı yıldır da Petrol-İş’in örgütlü olduğu işyeri Sasa’da çalışıyordu. O dönemde faşistler, çok sayıda ilerici işçiyi sınıf mücadelesini bastırmak için pusu kurarak katlediyordu. Petrol-İş ise Temmuz 1980’de yayınlanan 88. sayısında bu saldırıya şu şeklide yer vermişti:
“24 Temmuz Perşembe günü Adana şubemize bağlı Sasa işyerinde çalışan üyelerimiz Gani Yumrutepe, eşi Ayşe Yumrutepe ve Meryem Karakız’ın üzerlerine vardiya çıkışı servis aracından indikleri sırada faşistler tarafından yaylım ateşi açılmıştır. Saldırı sonucum Gani Yumrutepe ve Meryem Karakız ölmüş, Ayşe Yumrutepe ağır yaralanmıştır.[…] Peş peşe grevler erteleniyor, işçi sınıfının elindeki tüm yasal haklar gasp edilmek isteniyor. Yeni baskı yasalarıyla demokrasiden yana güçler susturulmak isteniyor. Ancak işçi sınıfı susmayacaktır. Susmayacağını faşizm özlemcilerine dur diyebileceğini Türkler’in öldürülmesine gösterdiği kitlesel direnişlerle bir kez daha kanıtlamıştır.” [3]
Bilinçli bir kadın işçi olan ve bir yıl önce kardeşinin katledilmesine rağmen mücadeleden vazgeçmeyen Meryem Karakız’ın İlerici Kadınlar Derneği’nin yayın organı olan Kadınların Sesi’nin 61. Sayısının kapağı Meryem Karakız’a ayrıldı ve “Seni savaşımımızda yaşatacağız” ifadelerine yer verildi. Adanalı İlerici Kadınlar ise o dönem yaptıkları açıklamada “O, işçi sınıfımızın ve ilerici kadın hareketinin yiğit mi yiğit evladıydı, yeri çok zor doldurulacak bir neferiydi. O, disiplin, özveri ve inancın simgesiydi. Anısını hepimiz birer Meryem olarak yaşatacağız.” [4]
Meryem Karakız’ın 1976 yılında Sasa işyerinde yazdığı şiir:
FABRİKA KÖŞESİ
İnsanlar gördüm fabrika köşesinde
Üstü başı paslı
İnsanlar gördüm pis kokan
Ve insanlar gördüm
Yürekleri ak ak
Dalgalar misali
“Beni anam fabrikada
doğurdu”
diyordu biri
Öbürünün gözleri iplik mavisi
Elinde bir tutam iplik
Dizine serilmiş iplik,
“Geçim derdi” derdi
“Kocadağ gibi yüklenmiş
omuzlarıma”
Kiminin fabrika dolusu para
geçer düşünden
Yeni urbalar [5] alır çocuklarına
Sinemaya da götürür…
İnsanlar gördüm burada
Ümitleri ipliğe dolanmış
İnsanlar gördüm ümitleri ip
ucunda
Çırpınıp duran
Ve insanlar gördüm
Fabrikaya terinden iplik katan
[1] Kadınların Sesi, 1980, sayı 61, s. 8.
[2] Gülay Tüncay (Sasa İşçisi Tanıklığı), a.g.e, s. 9.
[3] Petrol İş Dergisi, 1980, sayı 88, s. 3.
[4] Güneşli Dünya Dergisi, 1980, sayı 10, s. 2.
[5] Kıyafet, üstbaş anlamına gelmektedir.
Fotoğraflar
10 görsel








