Amerikancılığın sonu

05 Temmuz 2026
Amerikancılığın sonu

Ankara'da 7-8 Temmuz'da yapılması planlanan NATO Zirvesi kapsamında Türkiye genelinde çok sayıda sosyalist çevreye, ilericiye, aydına ve çevre gönüllüsüne yönelik operasyonlar düzenlendi. Son olarak Sibel Özbudun ve Temel Demirer'in gözaltına alındığını öğrenmiş bulunuyoruz. Hukuka sığmayan bu uygulamalar derhal son bulmalıdır. Bu hukuksuz uygulamalar ve baskılar Türkiye halkının NATO’ya, Amerika’ya, emperyalizme olan öfkesini ve tepkisini gizlemeye yetmeyecektir. 

İktidarın NATO Zirvesi kapsamında giderek büyüttüğü Amerikancılığın son örneklerinden biri de 4 Temmuz ABD Bağımsızlık Günü bahanesiyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün Amerikan bayrağının renkleriyle aydınlatılması oldu. Oysa; emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşıyla bağımsızlığını ve ulusal egemenliğini kazanmış Türkiye halkı, 4 Temmuz’da Amerikan bayrağının değil, Amerikan emperyalizmine direnen halkların bayraklarının renklerini görmek ister. Ayrıca halkımız, 4 Temmuz'u 2003 yılında yaşanan "çuval olayı" nedeniyle hafızasında bambaşka bir anlamla taşımaktadır.

İlericileri, yurtseverleri, devrimcileri, sosyalistleri gözaltına alarak işbirlikçilik yolunu rahatlattığını düşünen istibdat yönetimi köprüye Amerikan renklerini çaladursun biz ise, Amerikancılığın ülkemize neler getirdiğini ve neler getirebileceğini bir kez daha hatırlatmak amacıyla, 4 Temmuz 2003 olayı üzerine yayımladığımız yazıyı yeniden paylaşıyoruz:


Amerikancılığın İflası 

Amerikan askerleri Türk ordusunun Irak'ın Süleymaniye şehrinde 1995'ten beri kullandığı irtibat bürosunu 4 Temmuz 2003 günü bastı, bürodaki silahlara, patlayıcılara, gizli belgelere, paraya el koydu ve 11 Türk subayını esir alarak önce Kerkük'e, ardından da Bağdat'a götürdü. 3 gün boyunca Amerikan yetkilileri tarafından sorgulanan subaylar, Türk ve Amerikan yetkilileri arasındaki pazarlıklardan sonra serbest bırakıldı.

Bu olay, Türk egemen sınıflarının 1946 yılından bu yana sürdürdüğü Amerikan işbirlikçiliği politikasının iflasını belgeleyen çarpıcı bir simgedir. İşbirlikçi oligarşinin yaklaşık altmış yıldır sürdürdüğü teslimiyetçi politikaların Türkiye'yi getirdiği nokta işte budur. Kapitalist ve militarist kodamanlarımızın iman ettiği kapitalizm dininin tanrısı Amerika, Türk ordusunu ve Türkiye'yi ağır biçimde aşağılamış ve küçük düşürmüştür. Yarım yüzyılı geçkin bir süre Amerikan tanrısına kayıtsız şartsız tapınmanın karşılığı, ulusal onurumuzun hoyratça çiğnenmesi olmuştur. İşbirlikçilerin "dost Amerika"sının, Türkiye'nin düşmanı, "müttefik Amerika"sının Türk ordusunun hasmı, "stratejik ortak Amerika"sının iliğine kadar sömürdüğü emektar hizmetçisini kafası kızdığı anda sille tokat kapının önüne koyan acımasız patron olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır.

İşbirlikçi burjuvazinin "Türkiye'yi küçük Amerika yapacağız" sloganını bayrak edinerek Türkiye'yi sömürgeleştirdiği, işçi ve emekçi sınıfları katmerli sömürünün kucağına attığı, ülkeyi Amerikan emperyalizminin Ortadoğu'ya ve dünyaya egemen olma planları kapsamında bölge ve dünya halklarına karşı ileri bir karakol durumuna getirdiği, Mehmetçiğin kanını Amerikan tekellerinin menfaatleri için akıttığı bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.

Yazının tamamını okumak için;

Ürün Sosyalist Dergi