Emperyalist-siyonist Amerika-İsrail ikilisinin, İran’a ve Lübnan’a saldırarak bölgesel ve küresel yangına dönüşebilecek sömürgeci bir savaşı başlattığı tehlikeli koşullardayız. Siyasal iktidarın bu koşullarda Türkiye’nin bağımsızlığını ve egemenliğini her zamankinden daha kararlı biçimde savunması ve ulusal birliği sağlama yolunda köklü adımlar atması beklenir. Oysa iktidar tam tersini yapıyor.
Natoculuk
İktidar, Türkiye’yi savaş yangınının dışında tutmaya kararlı olduğunu ilan ediyor fakat ülkemizi emperyalist saldırı örgütü Nato’ya daha da bağımlı kılacak işler yapıyor.
İktidar, emperyalizme ve siyonizme hizmet eden mevcut üsler, örneğin İncirlik hava üssü ile Kürecik radar üssü yetmiyormuş gibi, Adana’da Nato’ya bağlı “çok uluslu kolordu” komutanlığı kurulmasına izin veriyor. 1923’te kurulan Cumhuriyetimizin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini ancak 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesiyle elde ettiği gerçeğini unutarak İstanbul Boğazında Nato’ya “deniz saha komutanlığı” kurma tavizini veriyor.
Bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi emperyalizmin her türlü tehdidine ve oyununa
açık bırakmak anlamına gelen bu sorumsuzluğu asla kabul etmiyoruz. Bu kararlar derhâl iptal edilmelidir.
Üstüne üstlük, iktidar, dördüncü kez, Nato’nun sözüm ona İran’dan fırlatılan füze ve bu füzeyi sözüm ona düşüren Doğu Akdenizde konuşlu ABD-Nato unsurlarına dair provokasyon olduğu besbelli masallarını hiç itiraz etmeden halkımızın üzerine boca etmesine itiraz etmiyor.
Nato, bağımsızlığımızın ve egemenliğimizin tapuları olan Lozan Antlaşması ile Montrö Sözleşmesinin düşmanıdır. Türkiye halkı, Nato’ya daha da bağlanmak değil, Nato’dan çıkmak istiyor.
Ulusal demokratik birlik
Ulusal birliği sağlamaya gelince. İktidar, söylemde, ulusal birliği sağlamanın, iç cepheyi pekiştirmenin önemini vurguluyor fakat eylemde yine tam tersini yapıyor. Halk muhalefetini ortadan kaldırma harekâtını pervasızca sürdürüyor.
Örneğin, yoksulluğun ve pahalılığın başını alıp gittiği bu dayanılmaz ortamda düşük ücretleri protesto eden, işçi haklarını savunmaktan başka suçu olmayan Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçiler Sendikası Birtek-Sen Genel Başkanı Mehmet Türkmen’i hapiste tutuyor.
Muğla Akbelen’de talancı şirketlere karşı köyleri, zeytinlikleri, ormanı, aslında yaşamı savunan Esra Işık’ı tutukluyor.
Halk muhalefetinin sesi Tele 1 televizyonuna el koyuyor. Halkın ve gerçeğin sesi olmaktan vazgeçmeyen gazetecileri hapiste tutma uygulamasında bu günlerde örneğin Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı’yı ağır cezalarla yargılamak üzere içeride tutuyor.
CHP’li belediyelere yönelik tutuklama ve çökme kampanyasını hızlandırıyor. Bolu, Kuşadası, Uşak ve Bursa belediye başkan ve yöneticilerini tutukluyor, Bursa Büyükşehir Belediyesi ile bağlı şirketlerine el koyuyor.
Halk muhalefetini ortadan kaldırarak ulusal birlik sağlanmaz, iç cephe sağlamlaştırılmaz. Halk muhalefetini ortadan kaldırmak, aksine, ülkeyi zayıflatır, halkı böler ve emperyalist-siyonist güçlerin ekmeğine yağ sürer. İşçilerin, şehir ve köy emekçilerinin, aydınların düşünce, basın, sendikal ve siyasal örgütlenme özgürlüğünden asla vazgeçilemez.
Türkiye halkı, emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı ulusal demokratik bütün güçlerin birliğini istiyor. İstibdadı kesinlikle reddediyor. Halk muhalefetine saygı, özgürlük ve eşitlik bütün yurttaşları birleştirmenin, ulusal birliğin temelidir.
Gerekli olan
Emperyalizme karşı bağımsız Vatan, istibdada karşı laik demokratik Cumhuriyet, kapitalist sömürüye karşı Emek politikası yaşamsaldır. Kendi bencil çıkarları için bu politikaya karşı çıkanlar, halkımızın ve ülkemizin en yüksek değerlerini çiğnemiş olurlar ve kaybederler.
Türkiye halkı her durumda bağımsızlığına, egemenliğine ve temel yurttaşlık haklarına sahip çıkacaktır.